Yazılı Olmayan Kural

Yazılı olmayan kurallar

Okurlarımız, anlaşılan velut yazarlar da..
Orhan Oğuz Gürbüz’den yeni bir ileti daha aldım...
Sanırım gazetem.net yönetimi, okurlarımız arasından yazar vasfını’da
ısrarlı bir biçimde işlevselleştirmek isteyen okurlara yeni imkanlar açmayı’ düşünür..
Yazıyı sizlerle paylaşıyorum:

Yazılı olmayan kural...

“Böylesi belki daha doğrudur. Demokrasi, hukuk, milli irade kavramları karşısında yükseltilen barikatların dayandığı yegane gerekçeyi ima etmenin, hissettirmenin, cebren dayatmanın yetersiz kaldığı bir konjonktürde esas maksadı eğip bükmeden söylemek gerekir.

Emekliliğe ayrılması dolayısıyla düzenlenen devir-teslim töreninde rutin veda konuşmasını yapan bir komutanımız Cumhurbaşkanlığı sürecine gönderme yaparak ‘yürürlükte olan ama adı konmayan statüko müdafasının' sırrını açıklamış. “Türkiye Cumhuriyeti, köklü gelenekleri, 'yazılı olmayan kuralları' olan bir devlettir. Devleti temsil edenler, bunları içine sindirmelidir.” denerek görkemli bir itirafla 'meşruiyet' peşindeki safdiller uyarılmış...

Eğer yazılı olmayan kurallara dayalı bir düzeni geçerli kabul ediyorsanız 'hukukun üstünlüğüne' değil hangi iradeyi temsil ettiği belirsiz bir 'köklü geleneğe' yaslanıyorsunuz demektir.

Tam da burada Radikal yazarı Türker Alkan'ın, 'Altan'ın Kemalistleri' yazısını yüksek sesle okursak 'hukuk dışılık' konusunda nasıl da hemfikir olunduğunu daha iyi anlarız. “Hukuk dışılığın neredeyse meşru düzen haline geldiğini görmezden gelerek şöyle diyor yazar; “Neşe Düzel'in bu haftaki konuğu Prof. Mehmet Altan'dı. Doğrusu bazı söylediklerini anlamakta zorlandım. Sayın Altan, büyük bir özgüvenle cesur bir genelleme yapıyor örneğin: ‘Kemalistler hukuk ve kural tanımazlar!’ diyor...Ben Kemalist’im, ama şimdiye kadar hukuka ve kurallara aykırı davrandığımı hatırlamıyorum. Tanıdığım yüzlerce Kemalist için de aynı şeyi söyleyebilirim”.

Tanıdığı yüzlerce dostuna basit bir soru yöneltmesi yeterli aslında…

'Yazılı olmayan kurallar'la hüküm vermek,düzen kurmak,demokratik meşru işleyişi devre dışı bırakmak nasıl mümkün olabilir? Hukuk tanımamak tam da budur..

Simülasyon ve töre
Çağdaş kavramların ezici kandırmacası karşısında insanı korumayı temel amaç edinen Fransız filozof Jean Baudrillard, var olduğunu sandığımız/inandırıldığımız durum, olgu ve algıların egemenliğini 'simülasyon' (sanal gerçeklik) olarak tanımlamıştı. Yani bireyin ve toplumsal işleyişin sürekli olarak mevcut olanı kutsaması, sahiciliğini sorgulamadan meşru kılması, herkesin her an ve mekanda 'mış gibi' yapmaya, konuşmaya, yaşamaya yenik düşmesiydi işaret ettiği büyük kaygı…

Demokrasi varmış gibi seçimler yapmak, siyaset 'ahlaki' olanı başarabilirmiş gibi tartışmaya girişmek, 'hukuk varmış' gibi muktedir olanlardan 'adalet beklemek'.. ..İşte bu, bizim de içine düştüğümüz bir simülasyon ağı...

Oysa ki 'yazılı olmayan kuralları'n ne olduğunu anlarsak belki bu 'itiraftan' bir çıkış yolu da üretebiliriz. Yeraltında ve şiddete dayalı bir birliktelikten söz ediyorsak ve 'mafya' tipi bir yapılanmanın kendini koruma stratejisini anlamak istiyorsak kavram bellidir; Omerta...Yani şiddet kardeşliğiyle hüküm sürenlerin 'sadakat ve bağlılık' esasına hayat veren 'konuşmama, eleştirmeme, itiraz etmeme yemini' tek bir koşulda mümkün olur; 'Yazılı olmayan kurallarla'..

Eğer bu stratejiye toplumsal yaşamda karşılık arıyorsak 'köklü geleneklerle kendi iktidarını sürgit büyüten, tevarüs ettiren, sözde bir adalet anlayışıyla bireylerin yaşam ve itiraz haklarını 'katlederek' elinden alan bu sistemin de adı bellidir; Töre...

Demokratik haklarını kullanmak, dünya yaşam standartlarına ulaşmak, kişisel iradeleriyle var olmak isteyenler nasıl bir ülkede yaşamak ister? diye sorulursa yanıt bellidir. 'Yazılı olmayan kurallar' ın değil 'hukuk öncelikli' devletin kabul gördüğü bir sistemdir bu.. ‘Yazılı olmayan kurallar’, Omerta’ nın ve Töre'nin 'meşruiyetini' sağlayabilir ama Cumhuriyetin değil…

Slogan uçar hukuk kalır
‘Türkiye’ye bu Anayasa dar geliyor, sivilleştirelim, özgürleştirelim.’ taleplerine karşı, ‘rejim yıkılmak isteniyor’ diyenlerin savunduğu 12 Eylül Anayasa’sı, gencecik insanları yaşamdan koparırken ‘Ne yapalım yani, asmayalım da besleyelim mi?’ diyenlerin egemenliği için ‘yazılı olmayan kurallar’ vardır.

Bu ülkenin yazarlarını, aydınlarını topyekün düşünce suçlusu olarak tanımlayacak olan 301.madde gibi çağdışı bir hükmü, Bakan olarak statükoya şirin görünmek adına savunanlar, sol muhalefet olarak hem onaylayıp hem de göğüs geren politikacılar 'yazılı olmayan kuraların' emrindedir.

'Vatanı kurtarıyoruz!' sloganı altında çeteleşen, fail-i meçhul cinayetleri 'hak etmişlerdi diyerek sivil toplumcu kimliğiyle alkışlayan, protesto eylemi yapan gençleri linç etmeye kalkan halkı' Halk görevini yaptı. Dersini verdi' diyerek yüreklendiren üst düzey güvenlik şefleri 'yazılı olmayan kuralların' tutsağı olmuştur.

28 Şubat post modern darbesini 'durumdan vazife çıkararak' yaparken, sahte belgelerle gazeteci yaftalayan, ama üç yıllık puslu siyasal iklimde gerçekleşen 'batık bankalar marifetiyle 70 milyar dolarlık soygun' skandalını 'öncelikli tehdit' olarak hiç önemsemeyenler, 'yazılı olmayan kuralların' rantıyla beslendiler..

'Yazılı olmayan kurallar'la ancak 'statüko töresinin’' iktidar sahibi olduğu kabileler yönetilir.Hukukun üstünlüğü olmadan 'demokratik bir ülke' asla var olamaz. Bu gerçeği anlamayan, 'mış gibi yapan' politikacı, bürokrat, akademisyen ve aydınlar koalisyonu öncelikle 'koruduklarını' sandıkları bu ülkeye ve kurumlarına büyük kötülük yapıyorlar.. Büyük Rus yazarı Tolstoy, 'vatanı kurtarmak adına' bir araya gelen gençlerin gerçekle ve kendileriyle yüzleşmelerini aktardığı 'Ecinniler' adlı romanında, 'ihanetini itiraf eden teşkilat üyesi' genci, kilisenin papazı uyarmak zorunda kalmıştı; “İşlediğiniz suçu itiraf etmekten utanmadığınıza göre,pişmanlık duymaktan neden utanıyorsunuz?”

Tanıdığınız kimselerin 'hukuka' inandığını savunurken 'yazılı olmayan kurallar' söylemine sağır kalıyorsanız, 'statüko töresine' bağlanmış, ‘simülasyona’ aldanmışsınız demektir.

Bilmem, 'tehlikenin farkında mısınız?'...”

24 Ağustos 2007, Cuma